Sunday, May 4, 2008

live, die, bleed for the fantasy..

Dünya üzerinde, nefes alıp vermekte olan en güzel insanla tanısma serefine nail olduguma inanamıyorum... 

Dünyanın en mavi gözlerine ve en minik, güzel, sirin suratçıgına sahip bu adamcagızı Jared Leto adıyla tanıyoruz.. iyi ki de tanıyoruz, keyfimiz yerine geliyor... <3

Wednesday, April 30, 2008

purb

a ah dün meriç de sisko dedi bana, hayırdır isalla...

Tuesday, April 29, 2008

pırf

Sırasıyla Ecber Bey, Hünnüjen, babam ve Barlas bana sisko dediler... Bu da demek oluyor ki, kendime bakabiliyormusuumm, hem de Ayse'den daha iyi oh ya! 

O zaman bence bi köpüsüm olabilir artık.. Söle koccaman bi köpüs alırım, söööle ele gelen bisi, kafasını gözünü sıkıstırdıgım zaman Buffster gibi kızmaz, koccaman sarıldıgım zaman da Mojo gibi mıırklamaz.. Oynar dururuz sabahtan aksama kadar, arada kedisler de oynar, tamam.. ama pek güzel olmaz mı bi köpüsüm olsa oynasak beraber... 
Ilkokuldayken her sene söz verirdi Osmancan, eger karnemin hepsi bes gelirse yazın bana köpüs alıcaana ama hani nerde köpüs, yok.. bi sefer de ben bisiklete sattım, itiraf ediyorum..
Yakın gelecekteki planlarıma gelirsek; cumadan Lisbon'a geçiyorum, cumartesi aksamı yarımda dönmek üzere... uf ama cuma hem sabahtan ingilizceye girip hem de mesai bitmeden elçilige nasıl yetiscem hiç bilmiyorum.. Pazar da ödev yapmam lazım, ya da belki çoktan fotograftan kalmısımdır da lazım degildir... Sonraki iki hafta da belgesele baslanılıp bitirilmeli ki 20 Mayıs'tan sonra da iki boyutta olan proceler bitsin -ki bunların da birini yarın alıcam, digeri de hoca bey ne zaman uygun görürse o zaman vericekler heralde.. ben böyle rahatlık görmedim yahu, adama mail atalı 2 haftayı geçti sanırım, bizzat kendisiyle de konustum no no it's not too late dedi... ama belki simdi too late olmus olabilir, ama zaten anladıgım kadarıyla is tamamen bana kaldıgı için too late in de ölçütü benim yani adamın sikinde degil tooymus leytmis... 
Bi de bi de otbüs-minbüse "otokarru$" diyo bunlar.. sanki böyle bebekle konusuyolarmıs da her bi kelimeyi sözde sevimli hale getirmeye çalısıyorlarmıs gibi.. aman da otokarrus nerdeymis otokarrus...

Saturday, April 26, 2008

random thoughts..

gariban garipten geliyo ya, ama o gariple bu garip de aynı diil ya, bu çok garip.. aa ama o garib zaten di mi.. dogru.. 

can sıkıntımm...
puf gün saymiim diorum aman ne güzel bak ne cici oh oh pek keyifli burası diorum ama yalan yahu aklım baska yerde..
tamam degisiklik bok püsür ama ben zaten yeterince egleniodum kii... (ki konmaz oraya)
bi de alercik oldum bisi oldum ben sanırım böle kasıntılı masıntılı... kasıyamıyorum da..
sikayet etmiyorum vallahi de billahi de, bu diil sikayet..
ama özledim napim.. hiç bu kadar uzun uzak kalmadım ki ben.. 2 ayı geçti yahu.. simdiye kadar en fazla yaz tatili munasebetiyle Bodrum'da bulundugum için 2 ay baska yerdeydim.. Havalar da güzellestikçe canım bi Ankara çekiyo ki sorma..

Wednesday, April 23, 2008

That bad motherfucker called Stagger Lee...

"This song's about an evil man.. I mean real evil.. Like Jesse James evil.. George Bush evil.. fucking Ronald McDonald evil!!!" -in his very own words.


That guy is... umm.. freakishly cool! yup that would define him!!
I don't think that anyone else could look so good with a chin like that and a body like that. I mean the guy has no chin and he looks like a snake and he moves like a snake and he's still so fucking hot!
..and where does that energy come from... seriously he's older than my father and he jumps and screams and kicks stuff and throws stuff and keeps constantly dancing at the same time..

O nası konser, o nası performans.. insan olamaz o adam ya, ben böle sey görmedim.. konser hiç bitmeseydi böle sonsuza kadar sarkı söleseydi Nick Cave, çok makbule geçerdi cidden... off olmaz öle konser... ve iki kere geri döndüler, ilk sefer 2, ikinci sefer 3 sarkı sölediler ve uff hem de ne sölediler..!! ve ikinci kez geri döndüklerinde Nick beylerin üzerinde Grinderman tisörtü vardı ooyee!!

Neyse duydugum kadarıyla, albümün tanıtım turu kapsamında Bad Seeds bizim evde de iki konser vericekmis. Biri benim odamda biri de mutfakta olucakmıs... Benim odamdakıne yuksek katılım beklenmezken mutfaktakinin izleyiciyi costuracagı söylentileri ortalıkta dolanmakta..
Über insan Nick Cave, güzel insan Nick Cave, Istanbul'a gelesin bizlere konser veresin..


Monday, April 21, 2008

bok

Bugün hayatımın en kötü günleri arasında top 5'te yerini aldı...
Yabancı olduğumu en iyi bugün anladım, çok acaip bi his bir yerde "olup" da oraya ait olmamak, oysa ben hep olduğum yere aittim...

Bazı insanları sevmiyorum... 5 yaşındayken de sevmiyordum hala da sevmiyorum, çok istikrarlı bir çocuğum... ve o insanlarla karşı karşıya olduğum zaman neden onları sevmediğimi bana hatırlatma konusunda çok başarılılar...

Porto beats Lisbon btw... Sanki Lisbon İstanbul'muş da Porto biraz daha Ankara'ymış gibi...

Mutsuzum ben bugün... evimi de özledim.

Sunday, April 20, 2008

Aaaah kıymetimi bilemediniz Ayşe&Osman aaah...

Bu ne vicdansız anne babadır a dostlar...
Her cumartesi, bil bakalım bugün nerdeyiz diye arayıp nispet yapar mı insan öz çocuğuna...
Evlatlık mıyım yoksa ben..
Ayıptır, günahtır yahu..
Ama yoook ben uzatırım dönüş tarihimi, yok efendim bu gidişle ben öyle ha deyince dönmeeem...
Bekletirim orda sizi...
Sonra dersiniz, töbe Aslı bi daha sensiz...
Vallahi sensiz boğazımızdan geçmedi, billahi sensiz boğazımızdan geçmedi...
Ben geri dönüp lavaşkiri&kruvasanımı yiim şmdi =((((

Friday, April 18, 2008

A ah ..

Ankaram'ın amblemi tekrar Hitit güneşi olmuş, nie kimse bana sölemedi???

Go away, queen of the highway.

Dün gece, ilk geldiğimde çektiğim oda fotoğraflarına bakıyodum. Yatıp kalktığım yere, benim diyebilmem için, ilk yattığım günden itibaren ne kadar zaman geçmiş olmalı?
Başından beri beni en çok bunaltan yaşadığım yerin benim olmamasıymış...
İlk geldiğimde eşyalarımı "durmaları gereken yerlere" yerleştirmiştim. Sonra eşyalar kendi yerlerini kendileri bulmaya başladılar. Onlar kendilerine gelmeden benim kendime gelmem mümkün değilmiş meğer. İlk başta o kadar eğreti duruyordu ki hepsi...
Burada gerçekten birinin yaşadığına dair bir kanıt yoktu sanki, sadece olması gereken yerde duran ıvır zıvır... Şimdi bu kıytırık odaya benim diyebiliyorum, kafamı çevirip de etrafıma baktığım zaman nerdeyim ben lanet olsun diye isyan da etmiyorum.
Bugün kışlıklarımı ve diğer fazlalıklarımı bir bavula koydum, pazartesi Lizbon'da bir arkadaşımın annesine o eşyaları Türkiye'ye geri götürmesi için teslim edicem. Neyse işte bugün eşyalarımı toplamak için okuduğum kitaba ara vermiştim, bıraktığım yerde şehirden boktan püsürden bahsediyordu.. Sonra işte eşyalardı, odamdı bişiler düşünerek eşyalarımı toparladım ve yarım bıraktığım kitabıma geri döndüm. Hayırdır işallah, tekrar okumaya başladığımda benim kafamdakilerden dem vuruyodu.. Hah evet işte ben de onu diyorum dedim kitaba, sanki kafamdakilerin başkası tarafından onaylanmaya ihtiyacı varmış gibi... Sonra bi süre şaşırdım, acaba kitap o yöne doğru gittiği için mi bunları düşündüm yoksa tesadüf işte, denk mi geldi...

Evet bu gece bir dünya meselesini de çözmüş olmanın verdiği gönül rahatlığıyla yatağıma girebilirim... Hop, nayn neresini çözdün.. ama bunun gelecek kuaşkları etkileyecek önemli bi sorun olduğu konusunda hepimiz hemfikiriz galiba.. nese ben kitabımı bitirim, ağırlıklar eve dönüyoo. Kitaap...bavula!!!

Tuesday, April 15, 2008

olmaz öle şey!

radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal radar iptal....

yaaaaa ne güzel planlarımızı yapmıştık,hani ben dönüyodum da gidiyoduk da ordan hep beraber bodruma geçioduk gene... uffff! yok yok iptal olmasın, cidden iptal olmasın ı ıh , ı ıh iptal olmasın yok..
v.v'

Monday, April 14, 2008

semi-blind-and-bi-polar

pırff!
söz konusu bendeniz isem yumurtanın kapıya dayanmadığı bir proje vakası vuku bulmamıştır (sanırım).... (yok yok bulmuştur.)
ama bu sefer gerçekten elimde olmayan nedenlerden! gerçekten ama!!!
bak geçen dönem ne güzel hiçbirini son ana bırakmamıştım, istiince oluomuş işte!
ama öf cidden son güne kalsın istemedim ama projeyi aldığımdan beri araştırma yapıyorum ama iki hafta önce main page imi de yaptım ama ama unutmuşum sonra!
sora daha 2 proce daha var biri vidyo dersine dieri fotoya!
pekiiii, ben hem kendi kendime bakıp hem ders nası yapim?? hı??
ikisini birden nası yapim ben?? bana ayşe bakıcak ki ben de iş güç yetiştiriyim di mi ama....
of herşeyi bi yerlere yazmam lazım yoksa unutuveriyorum sonra, sonra unuttuğum için mesela aç kalabiliyorum mesela mesela geçen para bozdurmayı unutmuşum sonra bu yüzden param bitince para çekemedim sonra da ilaç almam gerekiyodu eczanelerde de kredi kartı geçmiomuş, ilaç alamadımmmm!! öle deme çok trajik!
kakülümü de öle kesmişim ki, dönene kadar dokunmama gerek kalmıcak heralde...
note to self: bi kez daha sabahın 4ünde kafana eser de kakülünü kesmeye kalkarsan şu anki saçını hatırla seni küçük idiyot!

Friday, April 11, 2008

fork

Google gruplara erişim engellenmiş. Grubu kıçından anlayan ahlak kurulu orgy var sandı heralde. Çok acaip "erişim engellenmiş". alla allaa..

Her gün, tanımadığım en az üç kişi gelip bana bişiler soruyor. Portekizce tabi. Sanırım "ülkemize geldin dilimizi öğren ulan tırt" politikası, sıkı sıkı takip edip yakaladılar mı soruveriyorlar... ya da şehrin %90 672 yaşında olduğundan kelli...

"Sırt ağrım ve ben" adlı sequelda 1. haftayı devirmiş bulunuyoruz, hayırlı olsun...

sequel demişken offf 30. yıl için süper bi albümümsü kitabımsı bişiler çıkarmışlar, içinde Lucas'ın elle yazdığı script parçaları efendime söliyim zamanında yapılıp basılmamış afişler, gene zamanında oyuncularla yapılmış olan röportajlar bok püsür bissürü şey var ama çok ağırrr!!! ıırrrr!!!

Bi de bugün çok güzel bi sokak keşfettim, çoğunlukla hırdavatçılar var. Bayılırım çekice, civataya!! Hayır, süper dükkanlar var böle fanzin manzin satan bi de second hand bi de bi yere girdim yeter artık açmıo musunuz dükkanı die (ikinci el eşya satan dükkanın açılmasını bekliodum (duvarında süper bi metropolis afişi varrr) çünkü adamlar 12-2 arası kapıyorlar dükkanı mükkanı off sloth memleketi..) kadın çıktı burası dükkan değil dedi ay sori dedim ben de, sora dedi bunlar afternoondan önce açmazlar ama sora buraya da gelin falan. Ne ki burası dedim, sazlı sözlü eğlenti var dedi..

Son 6 yıldır falan ilk defa bişiler öğrendiğim bi ingilizce dersine giriyo olmanın haklı gururunu da yaşamıyo diilim hani.. neresindeyse haklı gurur.. ama sevincini cemalimde taşıyorum evet..

Wednesday, April 9, 2008

the Pie Ho!

Pushing Daisies'i çok seviyorum <3

Tuesday, April 8, 2008

junior (the starlet of the well known sequel)

zavallı sırtım.
zavallı zavallı sırtımmmm..
soldan bi grup kaburgam özerklik ilan etmek için haklı bir direniş içine girdiler.. off ben de battlefield oluyorum sanırım burda..
ağrı kesici + kas gevşetici kokteyliyle müdahale ettim dün çatışmaya ama aslında etmemişim.. antihistaminik krem... antihistaminin alerjiyle alakalı biş olduundan emindim ama annemin yanıma kas gevşetici koyduundan da bir o kadar emindim off.. defalarca alerji kremini ,hem de çok uzun uğraşlar sonucu sırtıma sıvayıp durmuşum. hayır üjün bejin hesabını yaptıımdan diil de ağrı kesicimden de 4 tane kaldı sanırım ve ya ondan bulamazsam burda.. bana anne lazım anne..

Sunday, April 6, 2008

oooh ellerime sağlık! kusura bakma ayşecan <3

Photobucket


Ayşecim hiç kusura bakma, senden güzel pilav yapıyorum n__n'
Bir pilav bu kadar mı tane tane düşürülebilir of insan değilim ya!
Artık yazarm cv me de pilav yaparım ben diye aferim bana..
ama bu kız bulaşık bile yıkıyo ya, hiçbişeye şaşırmam artık öf...
her gün çöpümü kendim çıkarmak zorundaysam bu nası özgürlük be heyyt??
ayşecan lazım bana, immediately!!

Thursday, April 3, 2008

aa az kalsın unutuyodummm

okulun bahçesinde millet harıl harıl çalışıo, bi tarafta desen çiziolar işte bi tarafta heykel öğrencileri kesiyo yontuyo falan, hava da güzel müzel bşiler....
yürüodum bi baktım hit the road jack çalıooo, bizim birinci sınıfta çimlerde nası pineklediimiz geldi aklımaa! ne güzel müzikçiler çalıodu biz sölüoduk falan filan.
o vidyo kaydı da kimin telefonundaydı ya hep beraber hit the road jack sölediimiz..
ayy ay..
güzel günler <3
birinci sınıfın ikinci dönemi olsa, çimlere yatsak mutlu mesut.
çalıp oynasak gene.
bi de prodigy çalıodu barlasın vidyosu geldi aklıma..
ama çok hoşuma gitti, güzel sanatların bahçesinde bişi deişmio sanki =))

Başı ü, sonu züm, bağda yetişir, üzüm.. Nedir?

biiiir, rüyamda merlinmonroyu gördümmm, kendisi yanımda oturuyodu, ben de önümde duran yastığa kafamı gömmüştüm, mörliğn bi adama saydırıodu böle beni sevmen için adımda D olması lazımdı zaten di mi falan die, çöööş dedim hoop dedim! kafayı kaldırıp şöle bi adama baktım bi merline baktım alla alla dedim.. sonra dışarı çıkıp sokak sokak rüya tabircisi aradım, bulamadım... aramadım. ayrıca rüyamın başında blondie'ydim ve uçabiliodum, banka soyuodum böle çete olarak, ben de hep kırmızı giyiodum ve uçarken böle kırmızı bişiin içinden geçmem gerekiodu ama sora rüyanın sonuna doğru ben zenci oldum böle uçamaz oldum o zaman, denedim denedim uçamadım.. bi de ailenin bütün ileri gelenleri beni ziyaret ediodu ryamda, bütün herşeyimi yiolardı ben de anneme kızıodum nie haber vermediniz, dolapta bi bok kalmadı die.. ayy ne pintiymişim ayıp be..

ikiiii, eskiden bilmeceler vardı böle noldu onlara??

Wednesday, April 2, 2008

...zzz

Salı akşamı Sleepless in Seattle'ı izlerken uyuyakalmışım. Çok severim sıliplisinsiyatılı <3 ... Rüyamda heryerde fareler vardı ama... Bi de dayak yedim; kafama vuruverdi adamın teki böle bıyıklı mıyıklı, pis. Bi de yıllardır görmediğim bi ilkokul arkadaşımı gördüm, bir araya geldiğimiz zaman da deriz ay noldu o kız nerde, o kız die, şarkıcı olmuş merak etmeyin..

Tuesday, April 1, 2008

teyze oldum gene

meraba yavrularım ben aslı teyze..
of bi mutfak alışverişi yapmışım, tam teyze. İlk geldiimde hazır noodle dı efendime sölim pizzaydı bok püsür en basit nası halledebilirsem öle hallediodum evde yiceim zaman, gittikçe yemek yapar bulaşık yıkar oldum eyvahlar olsun. Bugün teyze alışverişimi yaptıktan sonra eve geldiimde önce etrafı topladım sonra bulaşıkları yıkadım, son olarak da buz dolabını yerleştirdim, zaten eve gelene kadar da ne yemek yaparım die düşündüm oof of... tırnaklarım da bulaşık yıkamaktan perişan, ellerim buruşana kadar iice yıkadım herbişeyi.. hayatta kendi odamı toplamam, oturup kalkıp etrafı toparlıorum, hiç daalmıo o yüzden. az kaldı menapoza girmek üzereyim yetişin a dostlar.. =/

Saturday, March 29, 2008

Bütün çocukluğum bir yalan üzerine kuruluymuş meğer...

Elmamı yediler
Bana cüce dediler
Cücelikten çıktım
Ablama gittim
Ablam pilav pişirmiş
İçine sıçan düşürmüş
Bu sıçanı napmalı?
Minareden atmalı
Minarede kuş var
Kanadında gümüş var
Eniştemin cebinde
Türlü türlü yemiş var..


Öncelikle bütün bu olaylar silsilesi Mimar Kemal İlköğretim Okulu ile Kocatepe Camii arasında cereyan etmektedir. Mimar Kemal'in bahçesinde bi grup (o zaman bildiğim adıyla) "psikopata" denk gelen, averajdan biraz kısa, hafif de ezikçene ve de kanımca gözlüklü olan vatandaşın etrafı rastladığı "psikopatlarca" sarılmıştır. Bu kötü niyetli insanlar, zavallıyı önce omzundan dürtükleyerek gözlüğünün ve de elmasının düşmesine sebep olmuş ardından da düşen elmasını yiyerek kendisini cücelikle itham etmilerdir.. Bu esnada okulda ders yapıldığı için de, olan biteni, balkondan herşeyi takip etmekte olan Aslı adında bir velet dışında kimse görmemiştir... Neyse gururu incinmiş cücemiz derhal kendini toparlar, cüce olmadığına ikna olur ve de adam akıllı bir pilav yemek için Meşrutiyet Caddesi üzerinde yaşadığını farz ettiğim ablasına koşar ama malesef talihsizlik burada da peşini bırakmaz.. Ablasının, evdeki fazlalıkların balkonda biriktirildiği, tam bir leğen ve kova cenneti olan, lavabodan bir hayli yüksekte olan musluklarının ucuna kısa hortumcuklar bağlanmış, köpek bağlasan durmayacak evinden ne yazık ki sıçan hiç eksik olmamaktadır ve cevizin kabuğu, vişnenin çekirdeği, kestanenin kurtlusu gibi, pilavın sıçanlısı da cücemize denk gelir. Sıçanı kaptığı gibi evden fırlayan cüce, hemen bir çözüm arayışına girişir ve onu minareden atmanın en doğru tercih olacağında karar kılar. Böylece Kocatepe Camii'nin yolunu tutar. Minarede onu, dostlukları çok eskiler dayanan kuş beklemektedir ve cüce kuşun kanadındaki gümüşten de haberdar olmasına rağmen arkadaştır, candır diyerek ses etmez, onu olduğu gibi sever. Sıçanla işi biten cüce, eniştesinin cebindeki türlü yemişin hayalini kurarak Selanik Caddesi'nin yolunu tutar...


Hayatımın ilk on yılı, Selanik Caddesi'nde, arka balkonu Mimar Kemal'e bakan bir evde geçti. Ne zaman bu tekerlemeyi duysam gözümde canlanan da tam olarak bunlardı. Olan bitenin bu olduğundan çok eminmişim ki, geçenlerde bu tekerleme aklıma gelene kadar ne lan bu böle nerden çıkmış die kurcalamamışım. Ama hepsini hatırlayınca hafiften şüpheye düştüm yok ayol böyle olmamıştır heralde diye. Cücenin öğleden önce bi saatte, etraf daha maviyken gasp edildiğinden (psikopatlar: mimarkemalin bahçesinde içen gençler) , sonra meşrutiyetteki t-shirt club'ın (hala aynı dükkan var sanırım) üstünde oturan ablasına uğrayıp camiye gittiğinden çok emindim. Ardından da dedemi düşünüyordu kendisi, çünkü anne tarafında herkes dedeme Nevzat Enişte diye hitap ettiğinden dünyada bildiğim tek enişte kendisiydi ve cebinde hep leblebi olabileceğini düşündüm bu yüzden.. Sonra kuzenime ilk okul birde bi şiir ezberlettiler. Ben de anaokulundaydım o zaman. Şiir şöyleydi:

Bişey bişey bembeyaz
inci gibi dişlerim
boş yere ceplerimde
beklemez yemişlerim...

O zaman dedemin aksine, Emre'nin cebinde leblebi olamayacağını öğrendim..
İki gün sonra dedemin doğum günü, ilk kez Caca Beysiz...